"İnsanî ve gizli ruhlar tarafından yönlendirilen az sayıdaki seçilmişlerin batıni yapısı nasıldır? Seyahatin tüm kontrolünü elinde bulunduran araba sahibi olduğunuzda yaşam nasıl olacaktır? Bunları anlamak için evliyanın yaşamına bakmalıyız. Onlar Allah (c.c.)'i seven, Allah (c.c.) aşkını arayan, dünyaya hizmet eden ve sürekli olarak Allah (c.c.)'i hatırda tutan kişilerdir. Evliya ve peygamberlerin öyküleri bizim kendi potansiyelimizin muazzam boyutlarını fark etmemize yardim eder. Onlar gerçek insanoğullarıdır. İnsanoğlu, ne olursa olsun, Allah (c.c.)' i hatırlayan kişilerdir. Bu batıni cihaddır. Dünya bize unutturmak için dizayn edilmiştir; bizim işimiz ise hatırlatmaktır."
Robert Frager, Kalp Nefs Ruh
İnsan asli vatanı olan cennetten dünyaya düşerken,
içinde bulunduğu bu yeni aleme adapte olabilsin diye nefs denen cevherle
donatıldı. Bu cevher, dünyanın tüm dalavereleriyle baş etmemiz için çalışırken
bunu en iyi şekilde bize gerçek vatanımızı yani asıl arzu nesnemizi unutturarak
sağlayabilirdi, öyle de oldu… Büyük bir çoğunluğumuz buraya ait olduğumuza ve
içimizdeki doymak bilmeyen arzu edişin nesnesinin dünyada bir yerlerde olduğuna
inandık.
Aslında her
birimiz parçalanmış ya da ciddi şekilde basite indirgenmiş bilinç ve algı
boyutuyla yaşıyoruz. İnsan bu parçalanmayı Lacan’a göre dil ve sembolik düzen evrelerine
geçişle yaşıyor. Bu evrelere ulaşmasıyla kendi arzusuna yabancılaşan ve
parçalanan özne, özüne her çekilişinde nefsin ciddi bir yansıtma mekanizmasıyla
karşılaşıyor. Ruh benliği gerçek idrak boyutuna her çağırışında nefs bu çalımı
ustalıkla karşılıyor ve topu tekrar dünya sahasına geri yolluyor.
İşte bu yaşanılanlar kronikleşmiş gaflet
hastalığının gözlemlenebilir semptomlarıdır.
Derman Arardım Derdime Derdim Bana Derman imiş
Gafletle ancak şiddetli bir arzu baş edebilir.
Aşık olduğumuz ya da bir ideale tutkuyla bağlandığımız zamanları hatırlamaya
çalışalım. Daima; yemek yerken, günlük hayatın meşguliyetleri ile boğuşurken,
uyumadan önce, uyandığımızda ilk aklımızda olan arzu nesnemizin ta kendisidir.
Bu hali yaşayan kişi zamanla kendi benliğini tamamen unutur ve yoğunlaştığı
arzu nesnesinden bir an olsun ayrılmaz.
Bu halimiz modern psikoloji temelinde patolojik
bir durum olarak değerlendirilir. Çünkü psikoloji normalliği günlük hayata tam
manasıyla adapte olabilmek, rutin faaliyetlerimizi devam ettirebilmek olarak
açıklamaktadır. Aşık ya da tutkularının esiri olmuş insanlar psikolojik olarak
saplantılı, normal hayattan sapmış kabul edilirler. Ne var ki arzu nesnesine
saplanıp kalmış insanın bu eğiliminin doğası gereği sergilediği davranışlar bize,
insanın, kabul görmüş sosyal davranış kalıplarına uygun davranmaya mecbur
bırakılmadığı, otantik yapısına uygun olan kendiliği hakkında ipuçları verir.
"Elma değil bu yediğimiz galiba ayva"
Daha yakından bakmamız gereken başka bir nokta ise
idrak noktası dünya düzeyine inmiş bizlerin içimizdeki şiddetli iştiyaka
seçtiğimiz arzu nesneleri ve bu nesnelere zamanla yüklediğimiz anlamlardır. Bu
anlamlandırmalarda çağımızın yeterliliği hala yeterince ortaya konulamamış ve insanın ölçülemez, doğrudan gözlemlenemez manevi boyutunu amprik yöntemlerle
açıklamaya çalışan Psikolojinin de nasıl bir etkiye sahip olduğunu gözden kaçırmamalıyız.
İnsanın içindeki iştiyak/ arzu, bitimsizsizdir. Bu
basit cümleden de çıkarılabileceği gibi arzu enerjimiz bitimsiz bir nesneye
ihtiyaç duyar. Halbuki dünyaya ait her şey sonludur. Anne-babalar bizden önce
ölür, sevgililer bizi terk eder ya da onlar da bu dünyadan en nihayetinde göçer
gider, çocuklar ne kadar seversek sevelim yuvadan uçar, kendi ailelerini
kurarlar. Bir kariyer hedefleyen kişinin kişisel ve mesleki potansiyelinin onu getireceği
nihai bir son vardır. En sevdiğimiz çikolata bile bitimlidir. Biz çikolataya
sınırsız miktarda sahip olsak bile onu tüketen bünyemizin bir sınırı vardır.
Bu sonluluğu yaşayan bilinç ya ömrünü sonu gelecek
nesneler peşinde tüketir. Tatmine asla ulaşamamış bir benlik algısıyla ömrüne
veda eder. Yahut da zamanla bu bitimliliği kabullenir ve zamanla bir arzu nesnesin peşinde
koşturarak hırpalanmayı; aşık olmayı, bir ideale bağlanmayı anlamsız bulmaya başlar.
Hatta artık ciddiye alınacak hiçbir şey kalmadığını söyleyecek ve kaygısızlığı
kutsayacaktır. Dünyevi nefse senkronize olmuş bilincin en nihayet ulaşabileceği
idrak seviyesi budur. İç mekanizmaları bu algı noktasına ulaştığında endişe ve
kaygılardan tamamen arınmış olacaktır. Modern psikolojinin de insanın içindeki
bitimsiz iştiyakla başa çıkabilmesi için ona verebileceği en parlak fikir de ne
yazık ki budur.



Hiç yorum yok :
Yorum Gönder